Vatan ve Milliyetçilik

Vatan ve Milliyetçilik

Vatan ve milliyetçilik Allah (c.c)’tan başka ibadet edilen bir tagut olabilir. Eğer sevgi ve düşmanlık vatan ve millet için olur, hak ve hukuklar İslam’a göre değil de vatanın sınırlarına ve milliyetçiliğe göre verilirse…

Mesela; vatanın sınırları içinde yaşayan kimselere ne olursa olsun, isterse kafirlerin en kafiri olsunlar, her türlü hak, hukuk sağlanır ve dostluk gösterilir, fakat vatanın sınırları dışında yaşayanlara, insanların en takvalısı olsalar bile, aynı şekilde dostluk gösterilmez, aynı hak ve hukuklar verilmezse işte o zaman vatan ve milliyetçilik Allah (c.c)’tan başka ibadet edilen birer tagut olur.

Yine, kandırılmış bir takım insanların milliyetçilik adına dillerinde geveleyip durdukları; “vatanın bölünmez bütünlüğü”, “milletin birleşmesi” gibi sözler vardır. Bu sözlerinden kastettikleri ise: Vatan toprakları içerisinde bulunan ve aynı millete tabi olan kimse veya partilerin, fikirleri ve dinleri ne olursa olsun vatan için, vatan ve millete karşı yapılacak saldırılara karşı birleşmesidir. Bu kimselere göre herşey vatan ve millet içindir. Öyleki kendileri için çok büyük bir önem ve değere sahip olan bu vatanı korumak gayesiyle gerekirse şeytanla bile birleşirler. Bir bakarsınız, bu gün vatanın en büyük düşmanı olarak ilan edilen ve ona karşı savaş hazırlıklarına girişilen bir ülke, yarın vatanın en önemli müttefiki ilan edilmiş ve sanki yüz yıllardır dostlukları sürmekte ve aralarında hiçbir husumet olmamıştır.

Her kim yahudi, hristiyan ve diğer kafirler ile müslümanlar arasında sadece vatan ayırımı yapar ve bu dinlere mensub olan bütün vatandaşları eşit tutar, hepsine aynı hükmü verirse, şüphesiz en büyük küfrü işlemiş olur. Zira bu kimse dostluk ve düşmanlık konusunda vatan ve milliyetçiliği Allah (c.c)’a ortak koşmuş, dostluk ve düşmanlığı akide ve din için değil vatan ve toprak için yapmıştır. Böyle bir düşünce, inanç veya amel, dostluk ve düşmanlığın sadece din ve akide için olması gerektiğini bildiren Allah (c.c)’ın ayetlerini ve rasulün sözlerini reddetmek demektir.

Bu gün vatan ve milliyetçilik duygusu o kadar yüceltilmiştir ki, nesiller bu fikirler üzerinde terbiye edilmiş, her hayır adeta vatan ve milliyetçilik için yapılır olmuştur. Bu fikrin yayılması için yayın organları da yerli yerinde kullanılmış böylece, sadece Allah (c.c) ve Allah (c.c)’ın rızasını kazanmak için yapılması gereken ameller vatan için yapılır olmuştur. Vatan için cihad yapılmış, vatan için maddi yardımlar toplanmış, vatan için ölünmüş ve vatan için dostluk ve düşmanlık gösterilmiştir.

 Rasulullah (s.a.s)’a bir adam gelerek şöyle sordu:

“Bir kişi ganimet için, bir diğeri şöhret için, bir başkası da makam sahibi olmak için çarpışıyor. Bunlardan hangisi Allah (c.c) yolundadır?”

Rasulullah (s.a.s) şöyle dedi:

“Kim Allah (c.c)’ın kelimesi yükselsin diye savaşırsa, işte o Allah (c.c) yolunda çarpışmıştır.”(Buhari)

Rasulullah’ın bu sözü, cihadın alanını sınırlandırarak, İslam şeriatinin teşvik ettiği cihadın sadece Allah için ve Allah (c.c)’ın şeriatini hakim kılmak için yapılması gerektiğini haber vermektedir. Bunun dışında yapılan savaşlar, gayesi ne olursa olsun batıl ve Allah yolunda değil, tagut yolunda yapılmış savaşlardır.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“İman edenler Allah yolunda çarpışırlar, kafirler ise tagut yolunda çarpışırlar.”  (Nisa: 76)       

 Bu ayet, savaşların ancak iki şey için olacağını, bir üçüncü şey için olmayacağını göstermektedir. Savaşlar ya Allah (c.c) ve Allah (c.c)’ın şeriatinı hakim kılmak için ya da tagut için yapılır. Allah’ın şeriatini hakim kılmak için yapılmayan savaş, tagut için yapılmıştır.

Şöyle sorulabilir: “Vatan için çarpışmanın ve onun için herşeyi feda etmenin caiz olmadığını söylüyorsunuz. Oysa İslam diyarını müdafa için çarpışmanın müslümanlara farz olduğu bilinmektedir. Öyleyse bu meseleler arasında bir zıtlık yok mudur? Ayrıca Rasulullah (s.a.s) bazı hadislerinde; malı ve ırzını müdafa için zalime karşı savaşarak ölen kişinin şehid olduğunu söylemiştir. O halde bu rivayetler sizin söylediğinize zıt değil midir?

Bu soruya cevab olarak diyorum ki: “Vatan için çarpışmanın ve onun için ölmenin caiz olmadığına dair söylenen sözle, İslam diyarını korumak için çarpışmanın müslümanlara farz olduğunu, malı ve ırzını korumak için zulme karşı çarpışarak ölenin şehid olduğunu söylemek arasında Allah (c.c)’a hamd olsun ki herhangi bir zıtlık yoktur.

Sadece Allah (c.c)’ın rızasını elde etmek, Allah (c.c)’ın emrini yerine getirmek ve Allah (c.c)’ın hükmünü uygulamak gayesi ile vatan, mal ve ırz gibi değerleri korumak için çarpışmakla, Allah (c.c) rızasını gözetmeksizin sadece belli bir şeyi elde etmek için çarpışmak arasında elbetteki fark vardır.

Birincisinde yapılan şey; sadece Allah (c.c)’ın emrini uygulamak için yapılmıştır. Bu ise Allah (c.c)’a yaklaşmak için yapılan en yüce ibadettir.

İkincisi ise; Allah (c.c)’ın emrine riayet edilmeksizin ve önemsenmeksizin yapılan şirk ve batıl bir ameldir.

Ayrıca insanın vatanını sevmesi, doğduğu, yetiştiği yeri özlemesi meşru olan ve İslam’a zıd olmayan bir durumdur. Böyle bir durum ile vatan için dostluk ve düşmanlık yapmak ve sadece vatanı bir gaye görerek her şeyi vatan için yapmak arasında fark vardır. Bu durum İslam’a zıttır ve meşru değildir. Zira bu gibi durumlar, daha önce geçtiği gibi, vatanı Allah (c.c)’a denk tutmak demektir.

Maalesef zamanımızdaki insanların çoğu bu iki durumu, ya bilerek ya da cahilliklerinden karıştırmakta, dolayısı ile Allah için değil, Allah’a isyan etmiş tagutları, onların yasalarını, taguti bir rejim olan cumhuriyeti, küfür bir inanç olan demokrasiyi, laikliği, kafirleri, müşrikleri, kafir ve İslam düşmanı başka ülkelerin menfaatlerini, yahudi ve hırıstiyanları, fahişe, pezevenk, faizci, tefeci, korkak ve sömürücüleri korumak için ölenlere şehid sıfatını vermektedirler. Böylece, İslami bir kavram olan “şehid” kelimesinin manasını tahrif etmiş ve ona tagutların hoşuna gidecek başka bir mana yüklemişlerdir. Aynı “ilah”, “rab”, “din”, “ibadet” v.s. kavramlarında olduğu gibi…

Oysa İslamda şehid; “la ilahe illallah kelimesini yükseltmek ve bu gaye ile yukarıda saydığımız kötülükleri ortadan kaldırmak için savaşanlara verilen çok üstün bir sıfattır. Şehid denince ilk akla gelen; İslam dini, la ilahe illallah kelimesi, bu yolda kafirlerle savaş, bu yolda lezzetli bir ölüm ve Allah (c.c)’ın cennette vereceği üstün mevkilerle nimetlerdir. Bütün bu sayılan değerlere inanmadığı, bilakis bunlara düşman olduğu halde kendi yolunda ölenlere “şehid” diyen yalancı ve soytarıların gayesini bir düşün? Cahil insanların dini duygularını kullanarak taguti saltanatlarını korumak değil mi?

Yeryüzünde Rasulullah (s.a.s)’ın kalbine en sevgili yer Mekke idi. Fakat onun kalbinde Allah (c.c), o yerden daha sevgili, daha değerli ve daha yüce idi. Bu iki şey arasında yani; çocukluğunu, gençliğini geçirdiği, yetiştiği ve sevdiği Mekke’de kalmakla İslam diyarı Medine’ye Allah (c.c) için hicret etmek arasında tercih yapmak zorunda kalınca, Allah (c.c) sevgisini vatan sevgisinden üstün tutarak Medine’ye Allah (c.c) için hicret etmeyi Mekke’de kalmaya tercih etti. Sahabeler ve onlara bağlı olanlar da bu yolu takib ettiler. İnşeallah bizler de onları örnek alarak onların yaptığı gibi yaparız!”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s