Beslemeler:
Yazılar
Yorumlar

Şiirlerim

http://www.antoloji.com/siir/sair/sair.asp?ts23=09.10.2009%2013:58:57&sair=59890

Şiirleri Forum Linkler İstatistikler Zevkler [şairin üye profili]
Mehmet Selim Polat bu nedir –>Popülerlik=5/5
Şiirin Adı Kayıt Tarihi
1 Ahlak Bu şiirin bir öyküsü var 23.12.2007
2 Ayinesi İştir Kişinin,Lafa Bakılmaz. Bu şiirin bir öyküsü var 20.02.2008
3 Bacımın İffeti Bu şiirin bir öyküsü var 23.12.2007
4 Baş Örtüsü Bu şiirin bir öyküsü var 25.12.2007
5 Baş Örtüsü Namusumdur Bu şiirin bir öyküsü var 01.02.2008
6 Bayram Bu şiirin bir öyküsü var 23.12.2007
7 Bu Nasıl Çeşmedir? Bu şiirin bir öyküsü var 23.12.2007
8 Cehalet Bu şiirin bir öyküsü var 01.03.2008
9 Cihad Bu şiirin bir öyküsü var 01.03.2008
10 Çakallar Çık Dedi Bu şiirin bir öyküsü var 23.12.2007
11 Dönekler Bu şiirin bir öyküsü var 23.12.2007
12 Dünya Bizimdi Bu şiirin bir öyküsü var 17.06.2008
13 Eğitim Bu şiirin bir öyküsü var 25.12.2007
14 Filistin Mezalimi Bu şiirin bir öyküsü var 23.12.2007
15 Filistin Yanıyor 30.12.2008
16 Gidilecek Yol Bu şiirin bir öyküsü var 08.03.2009
17 Gurbetteyim Bu şiirin bir öyküsü var 23.12.2007
18 Huzur Kalmadı Bu şiirin bir öyküsü var 23.12.2007
19 Irak Zulmü Bu şiirin bir öyküsü var 23.12.2007
20 İbadullah Bu şiirin bir öyküsü var 26.12.2007

Sayfa: 1 2 3 sonraki sayfa >>

TSK kitabında <SPAN style=


TSK kitabında başörtüsü fetvası

Kitapçıkta, başörtüsünün bir Kur’an hükmü ve ifadesi olmadığı iddia ediliyor.

SONSAYFA GÜNDEM HABERLERİ

başörtüsü fetvası”>

Genelkurmay Başkanlığı tarafından askerlere dağıtılan ve üzerinde “Hizmete Özel” yazan kitapçıkta, Kur’an hükmü ve ifadesi olmadığı iddia ediliyor ve “Türk baş örtüsünün bir gelenek ve göreneklerinde türban, peçe ve çarşaf yoktur. Türban, belirli dini inanışın simgesi olarak, toplum yaşamımıza bilinçli olarak sokulmuştur. Peçe ve çarşaf ise, İran ve Bizans kaynaklıdır” deniliyor.

Kitapçıkta, Kur’an’ın örtünme ile ilgili ayetlerinin, doğruluğu ve gerçekliği tam olarak bilinmeyen hadislere dayanılarak açıklandığı, söz konusu hadislerin de Kur’an hükümleri gibi ortaya konulduğu öne sürülüyor. Genelkurmay Başkanlığı’nın söz konusu kitapçığı, kendisi gibi resmi kurum olan Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu’nun 29 yıl önce verdiği ve ‘Başörtüsünün dinin emri olduğu’na yönelik kararını dikkate almadığını gösteriyor.

İŞTE O SKANDAL İFADELER

Ergenekon Terör Örgütü soruşturması kapsamında gözaltına alınan ve örgütün yöneticisi olduğu gerekçesiyle yargılanan Ergenekon sanığı emekli Orgeneral Hurşit Tolon’da ele geçirilen 14 sayfalık kitapçıkta şu ifadeler yer alıyor:

“Bu kitap, irticai unsurların baş örtüsü veya türbanı simge yaparak, demokratik ve laik Cumhuriyet aleyhine karşı başlattıkları gerici girişimlerin nedenlerini, Devletin kamu kurum ve kuruluşlarında uyguladığı kılık-kıyafet düzenlemelerinin hukuki gerekçelerini ve Anayasa ve kanunlar çerçevesinde konuya yaklaşımın nasıl olması gerektiğini açıklamak maksadıyla hazırlanmıştır.”
(�)
“Türkiye’de başörtüsü veya türbanın kullanılması yasak değildir. Yasak, devletin temel düzeninin ve halka hizmette eşitliğin kısmen de olsa din kurallarına dayandırılmayacağı esasından hareketle, kamu kurum ve kuruluşlarında uygulanmaktadır. Devletin; sokakta, evinde, tarlasında ve kendi işyerinde başörtüsü ve türban kullanan kadınlarımızın kılık-kıyafetine karışması ve bunlara karşı herhangi bir yasak uygulanması söz konusu değildir.”
(�)
“Türban, bir Kur’an hükmü ve ifadesi değildir. Bugün analarımız, ninelerimiz ve kadınlarımız başörtüsünü dini bir gerekçeden ziyade, bir giyim ve yaşam tarzı olarak kullanmakta ve takmaktadır.”
(�)
“Türk gelenek ve göreneklerinde türban, peçe ve çarşaf yoktur. Türban, belirli dini inanışın simgesi olarak, toplum yaşamımıza bilinçli olarak sokulmuştur. Peçe ve çarşaf ise, İran ve Bizans kaynaklıdır”
“(�) Devletin kamu kurum ve kuruluşlarında uyguladığı kıyafet düzenlemesinin bir amacı da, belirli bir dini düşünce ve inanışa göre; kılık-kıyafet, düşüncesi ve ibadeti aynı olan tek tip insan yetişmesine mani olmaktır.”
“(�) Kur’an’ın örtünme ile ilgili ayetleri, doğruluğu ve gerçekliği tam olarak bilinmeyen hadislere dayanılarak açıklanmakta, bu hadisler de Kur’an hükümleri gibi ortaya konulmaktadır.”
“Anayasa’ya ve bu yargı kararlarına rağmen, bugün gelinen noktada; ‘Başörtüsü ve türban’, din adına, demokratik ve laik Cumhuriyetimize karşı başlatılan karanlık amaçlı bir mücadelenin ‘simgesi’ haline getirilmiştir. ‘Başörtüsünü bir yaşam ve giyim tarzı olarak benimseyen’ insanlarımız, bu karanlık amaçlı mücadelenin esas oyuncuları tarafından, kendi amaçları doğrultusunda kullanmaya çalışılmaktadır…”

DİYANET: BAŞÖRTÜSÜ ALLAH’IN EMRİDİR

Başörtüsü konusunda Diyanet İşleri Başkanlığı, 29 yıl önce çok önemli bir fetva verdi. Din İşleri Yüksek Kurulu’nun 30 Aralık 1980 tarihli ve 77 nolu kararında da; “Cenab-ı Hak, Müslüman kadınların başörtülerini, saçlarını, başlarını, kulaklarını, boyun ve gerdanlarını örtecek şekilde yakalarının üzerine salmasını emretmiştir” deniliyor.
Başörtüsünün İslâm dininin kesin emri olduğu, Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu’nun 3 Şubat 1993 tarihli ve 6 nolu kararında şöyle yer almıştı:

“Başörtülerini, saçlarını, başlarını, boyun ve gerdanlarını iyice örtecek şekilde yakalarının üzerine salmaları, dinimizin, Kitap, Sünnet ve İslâm âlimlerinin ittifakıyla sabit olan kesin emridir. Müslümanların bu emirlere uymaları, dinî bir vecibedir.”

Din İşleri Yüksek Kurulu’nun 30 Aralık 1980 tarihli ve 77 nolu kararında da; “İmam-Hatip Liselerinin yönetmeliğinde, dinimizin Müslüman kadınların örtünmesi ile ilgili hükümlerine aykırı Anayasamızın tanıdığı kişinin temel hak ve hürriyetlerini zedeleyici ve sözü edilen okulların yönetim, eğitim ve öğretim faaliyetlerini olumsuz yönde etkileyici nitelikte hükümlerin yer almasının uygun olmayacağı mütalâa olunmuştur” deniliyor.

(Vakit)


İŞTE O SKANDAL İFADELER

http://www.memleket.com.tr/news_detail.php?id=50334&uniq_id=1254575393

http://www.sonsayfa.com/Haberler-tsk-kitabinda-basortusu-fetvasi–126306.html

Şeytanın özellikleri

1. Sinsi ve Yalancıdır.-(İbrahim Suresi, 22)

2. Azgın ve Kaypaktır.-(Hac Suresi, 3)

3. Gücü Yalnızca Çağırmaya Yeter.-(İbrahim Suresi, 22)

4. İyilikten ve Hayırdan Yana Hiçbir Yönü Yoktur.-(Nisa Suresi, 117)

5. İnsanlar Üzerindeki Etkisi Pisliktir.-(Enfal Suresi, 11)

6. İnsanların Şükretmelerini Engellemek İster.-(Araf Suresi, 17)

7. İnsanlara Korku Vermeye Çalışır.-(Al-i İmran Suresi, 175)

8. Müminlerin Arasını Bozmaya Çalışır.-(İsra Suresi, 53) (Maide Suresi, 91)

9. İnsanları, Sözde Onlara İyilik Yaptığına İkna Etmeye Çalışır.-(Araf Suresi, 20-21)

10. Allah’ın Adını Kullanarak Saptırmaya Çalışır.-(Fatır Suresi, 5-6)

11. Mü’minlerin Zamanla Yıpranmalarını İster.-(Al-i İmran Suresi ,155)

12. Yalan Vaadlerde Bulunur.-(İbrahim Suresi, 22)

13. Kuruntulara ve Kuşkulara Düşürmeye Çalışır.-(Nisa Suresi, 119-120)

14. Sapkın Amelleri Süslü ve Çekici Gösterir.-(Neml Suresi, 24)

15. Fakirlik Korkusu Vermeye Çalışır.-(Bakara Suresi, 268 )

16. Kibir Vermeye Çalışır.-(Sad Suresi, 74-75)

17. Gösteriş İçin İbadet Etmeye Teşvik Eder.-(Nisa Suresi, 38 )

18. Ayetlerden Uzaklaştırmaya Çalışır.-(Zuhruf Suresi, 36-37)

19. Unutkanlık ve Dalgınlık verir.-(Mücadele Suresi,19) (En’am Suresi, 68 ) (Kehf Suresi, 63)

20. Duygusallık Telkini Yapar.-(İsra Suresi, 64) (Mümtehine Suresi,1-3)

21. Detaylara Daldırır.-(Bakara Suresi, 67-71)

22. İsrafa Teşvik Eder.-(İsra Suresi, 26-27)

23. Gerçek şu, şeytan size düşmandır,öyleyse siz de onu düşman edinin.-(Fatır Suresi, 6)

New

KENDILERINDEN KALEM KALDIRILAN, CEZA VERILMEYEN KIMSELER VAR MIDIR?

1423- Ali (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:“Kalem üç kişiden kaldırılmıştır; uyanıncaya kadar uyuyan kimseden, akıl baliğ oluncaya kadar çocuktan, aklî dengesi yerine gelinceye kadar deli ve benzeri kişilerden.” (İbn Mâce, Talak: 15)

ž Tirmizî: Bu konuda Âişe’den de hadis rivâyet edilmiştir.

Tirmizî: Ali hadisi bu şekliyle hasen garibtir. yine bu hadis değişik şekillerde de Ali’den rivâyet edilmiştir. Bu rivâyetlerin bazısında “Delikanlı oluncaya kadar çocuktan cümlesi yerine; “Akıl baliğ oluncaya kadar çocuktan” cümlesi yer almıştır. Hasan el Basrî’nin, Ali’den hadis dinlediğini bilmiyoruz. Bu hadis; Atâ b. Sâib’den, Ebû Zabyan’dan ve Ali’den benzeri şekilde rivâyet edilmiştir. A’meş: Ebû Zabyan’dan, İbn Abbâs’tan, Ali’den merfu olmaksızın mevkuf olarak bu hadisi rivâyet etmiştir. ilim adamlarının uygulaması bu hadise göredir. Tirmizî: Hasan-ı Basrî, Ali (r.a.)’in hilafeti zamanında yaşamış olup ondan hadis dinlediğini bilmiyoruz. Ebû Zabyan’ın adı Husayn b. Cündüp’tür.

CEZALARI ÖNLEMEYE ÇALIŞMAK GEREKIR

1424- Âişe (r.anha)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:“Müslümanlardan gücünüz yettiğince cezaları kaldırmaya çalışın bir çıkış yolu bulursanız önünü açıverin, cezadan kurtarın. Hüküm makamında olan otoritenin affetmekte yanılması ceza da yanılmasından çok daha hayırlıdır.” (Tirmizî rivâyet etmiştir.)

ž Hennâd, Vekî’ yoluyla Yezîd b. Ziyâd’tan bu hadisi bize Muhammed b. Rabia’nın rivâyeti gibi mevkuf olarak rivâyet etti.

Tirmizî: Bu konuda Ebû Hüreyre ve Abdullah b. Amr’dan da hadis rivâyet edilmiştir.

Tirmizî: Âişe’nin hadisini merfu olarak sadece Muhammed b. Rebia’nın, Yezîd b. Ziyâd ed Dımışkî’den, Urve ve Âişe rivâyetiyle bilmekteyiz. Vekî’ aynı hadisi, Yezîd b. Ziyâd’tan benzeri şekilde merfu olmaksızın rivâyet etmiştir. Vekî’in rivâyeti daha sahihtir. Rasûlullah (s.a.v.)’in ashabından pek çok kişi aynı şekilde rivâyet etmişlerdir. Yezîd b. Ziyâd ed Dımışkî hadis konusunda zayıf bir kimsedir. Yezîd b. Ziyâd ed Dımışkî hadis konusunda zayıf bir kimsedir. Yezî b. ebî Ziyâd el Kûfi ise ondan daha sağlam ve yaşlı birisidir.

MÜSLÜMANIN AYIP VE GÜNAHLARINI ÖRTMEK GEREKIR

1425- Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:“Her kim bir mü’minin dünya sıkıntılarından bir sıkıntısını giderirse Allah’ta onun ahiretteki sıkıntılarından bir sıkıntısını giderecektir. Her kim de Müslümanın bir ayıp ve kusurunu örterse Allah’ta dünyada ve ahirette o kulunun ayıbını örter kul kardeşinin yardımında oldukça Allah’ta o kimsenin daima yardımında olur.” (Ebû Dâvûd, Edeb: 60; İbn Mâce, Mukaddime: 17)

ž Tirmizî: Bu konuda Ukbe b. Âmir ve İbn Ömer’den de hadis rivâyet edilmiştir.

Tirmizî: Ebû Hüreyre’nin hadisini böylece pek çok râvî, A’meş’den, Ebû Salih’den, Ebû Hüreyre’den, Ebû Avâne’nin rivâyeti gibi rivâyet ettiler. Esbat b. Muhammed, A’meş’den, Ebû Salih’den ve Ebû Hüreyre’den benzeri şekilde aynı hadisi rivâyet etmiştir. bu rivâyet birinci rivâyetten daha sahihtir. Ubeyd b. Esbat b. Muhammed bu hadisi bize aktardı ve dedi ki: Babam bu hadisi bana A’meş’den aktarmıştır.

1426- Sâlim (r.a.)’in babasından rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Müslüman, Müslüman’ın din kardeşidir. Ona haksızlık edip zulmetmez. Müslüman, Müslüman’ı tehlikelerde de terk etmez. Her kim Müslüman kardeşinin bir ihtiyacını giderirse; Allah’ta onun bir sıkıntısını giderir. Her kim de bir Müslüman’ın bir sıkıntısını kaldırırsa Allah’ta onun kıyamette bir sıkıntısını kurtarır. Her kim dünyada, bir Müslüman’ın ayıp ve hatasını örterse Allah’ta onun bir hata ve kusurunu kıyamette örter, görmezden gelir.” (Buhârî, Mezâlim: 3; Ebû Dâvûd, Edeb: 38)

ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahih garibtir.

CEZA UYGULANMADAN ÖNCE SUÇLUYA SUÇUNU ITIRAF IÇIN SORGULAMAK

1427- İbn Abbâs (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.), Mâlik’in oğlu Mâiz’e: Senin hakkında bana ulaştırılan haber doğru mudur? Buyurdu. Mâiz: Benim hakkımda size nasıl bir haber iletildi dedi. Rasûlullah (s.a.v.): “Falan ailenin cariyesiyle zina ettiğin bana bildirildi” buyurunca Mâiz “Evet” dedi ve kendisi aleyhine dört kez şâhidlik yaptı da Rasûlullah (s.a.v.)’in emri üzerine taşlanarak öldürüldü. (Buhârî, Muharîbin: 6; Müslim, Hudud: 5)

ž Tirmizî: Bu konuda Sâib b. Yezîd’den de hadis rivâyet edilmiştir.

Tirmizî: İbn Abbâs hadisi hasen sahihtir. Şu’be bu hadisi Simak b. Harb’den ve Saîd b. Cübeyr’den mürsel olarak rivâyet etmiş olup bu rivâyetinde “ibn Abbâs’tan” dememiştir.

ITIRAFINDAN DÖNEN SUÇLUDAN CEZANIN KALDIRILMASI

1428- Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Maiz el Eslemî, Rasûlullah (s.a.v.)’e gelerek zina ettiğini söylemişti. Rasûlullah (s.a.v.), kendisinden yüz çevirdi. Maiz diğer yanından gelerek yine zina ettiğini söyledi. Rasûlullah (s.a.v.) yine ondan yüz çevirdi. Maiz diğer taraftan gelerek kesinlikle zina ettiğini itiraf etti. Dördüncü itirafında Rasûlullah (s.a.v.)’in emri üzerine Medîne dışındaki Hare mevkiine çıkarılarak taşlanmaya başlandı. Taşların acısını duyunca tüm gücüyle kaçtı. Elinde deve çene kemiği bulunan bir adamın yanından geçerken o adam deve çene kemiğiyle ona vurdu arkasından diğer yetişen insanlarda ölünceye kadar ona vurdular. Bu durumu Rasûlullah (s.a.v.)’e anlattılar taşların verdiği ıstırap ve ölüm korkusundan dolayı kaçmaya teşebbüs ettiğini söylediler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.): “Onu bırakmalıydınız” buyurdu.(Ebû Dâvûd, Diyâd: 3; Müslim, Hudud: 5)

ž Tirmizî: Bu hadis hasendir. Ebû Hüreyre’den değişik şekillerde de rivâyet edilmiştir. Aynı şekilde bu hadis Zührî’den, Ebû Seleme’den, Câbir b. Abdullah’tan benzeri şekilde de rivâyet edilmiştir.

1429- Câbir b. Abdullah (r.a.)’den rivâyete göre, Eslem kabilesinden bir adam Peygamber (s.a.v.)’e gelerek zina ettiğini itiraf etti. Peygamber (s.a.v.) ondan yüz çevirdi. Adam tekrar itiraf etti. Peygamber (s.a.v.)’de tekrar yüz çevirdi, kendi aleyhine dört sefer zina ettiğine şâhidlikte bulununca Rasûlullah (s.a.v.): “Sende delilik var mı? buyurdu. Adam: hayır dedi. Rasûlullah (s.a.v.), evli misin? Dedi. Adam evet dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), emretti ve açık hava namazgahında bu şahıs taşlandı. Taşların verdiği ızdırabla kaçtı arkasından yetişilerek ölünceye kadar taşlandı. Rasûlullah (s.a.v.), O kimseyi hayırla andı fakat cenaze namazını kılmadı. (Nesâî, Cenaiz: 63; Ebû Dâvûd, Hudûd: 23)

ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir. Bazı ilim adamlarının uygulaması bu hadise göre olup kendi aleyhine dört sefer zina ettiğine şâhidlik ederse ona ceza tatbik edilir. Ahmed ve İshâk bu görüştedir. Bazı ilim adamları ise; zina yaptığına dair bir sefer şâhidlikte bulunsa bile ceza uygulanır derler. Mâlik b. Enes ve Şâfii bu görüşte olup bunların dayandıkları delil; Ebû Hüreyre ve Zeyd b. Hâlid’den rivâyet edilen hadistir ki: İki adam Rasûlullah (s.a.v.)’e başvurdular onlardan biri: Ey Allah’ın Rasûlü oğlum bu adamın karısıyla zina etti… Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: “Ey Üneys! Bu adamın karısına git suçunu itiraf ederse onu recmet dedi. Dört kere itiraf ederse demedi.” (Bu hadis ileride geniş olarak 1433’de tekrar gelecektir.)

ŞER’I CEZALARIN UYGULANMAMASI IÇIN ŞEFAATÇILIK YAPMAK DOĞRU MUDUR?

1430- Âişe (r.anha)’dan rivâyet edildiğine göre Mahzum kabilesinden hırsızlık yapan bir kadının durumu Kureyş kabilesini ilgilendirdi ve şöyle dediler: Rasûlullah (s.a.v.) ile o kadın hakkında kim konuşabilir? Sonra Rasûlullah (s.a.v.)’in sevdiği Üsâme b. Zeyd’den başka bu konuda kimse cesaret edemez kararına vardılar. Bunun üzerine Üsâme, Rasûlullah (s.a.v.) ile konuştu. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.): “Allah’ın koyduğu bir cezada sen şefaat mı ediyorsun?” buyurdu ve kalkıp bir hutbe verdi ve şöyle buyurdu: Sizden öncekilerin helak olmalarının sebebi şuydu: “Onlardan meşhur bir kimse hırsızlık yaparsa onu cezalandırmaz bırakırlar fakir ve kimsesiz bir kimse hırsızlık yaptığında ise ona ceza uygularlardı. Allah’a yemin ederim ki Muhammed’in kızı Fatıma hırsızlık yapmış olsaydı mutlaka onun da elini keserdim.” (Müslim, Hudûd: 2; Nesâî, Kat-us Sârık: 6)

ž Tirmizî: Bu konuda Mes’ûd b. Acma – Mes’ûd b. A’cem de denilir – İbn Ömer ve Câbir’den de hadis rivâyet edilmiştir.

Tirmizî: Âişe hadisi hasen sahihtir.

RASÛLULLAH (S.A.V.) VE HALIFELER RECM CEZASI UYGULADILAR MI?

1431- Ömer b. Hattâb (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.), recm cezasını uyguladı. Ebû Bekir (r.a.), recm cezasını uyguladı ben de recm cezasını uyguladım Allah’ın kitabına ilave etmiş olmaktan çekinmesem recm cezasını mushafa yazardım. Çünkü ileride bazı insanların recm cezasını Allah’ın kitabında bulamayınca inkar edip küfre düşeceklerinden korkuyorum. (Müslim, Hudûd: 4; Ebû Dâvûd, Hudûd: 23)

ž Tirmizî: Bu konuda Ali’den de hadis rivâyet edilmiştir.

Tirmizî: Ömer hadisi hasen sahihtir. Ömer’den değişik şekillerde de rivâyet edilmiştir.

1432- Ömer b. Hattâb (r.a.)’den rivâyet edildiğine göre, şöyle demiştir: Allah, Muhammed (s.a.v.)’i hak din ile gönderdi ve kendisine kitap indirdi. İndirdiği kitapta recm ayeti vardı ve bu yüzden kendisi recm yaptı ondan sonra biz de recm cezasını uyguladık insanların üzerinden uzun zaman geçince içlerinden birilerinin çıkıp şöyle diyeceğinden korkuyorum: “Allah’ın kitabında recm ayetini bulamıyoruz” böylece Allah’ın indirmiş olduğu bir farzı terk ederek sapıtacaklarından korkuyorum. Dikkat edin evli olduğu halde zina eden kimseye delil bulunduğu, gebelik olduğu veya itiraf ettiği takdirde recm haktır ve mutlaka yapılmalıdır. (Müslim, Hudûd: 4; Ebû Dâvûd, Hudûd: 23)

ž Tirmizî: Bu konuda Ali’den de hadis rivâyet edilmiştir.

Tirmizî: Bu hadis hasen sahih olup Ömer’den değişik şekillerde de rivâyet edilmiştir.

RECM (TAŞLANARAK ÖLDÜRÜLMEK) EVLI OLDUĞU HALDE ZINA EDEN KIMSELER IÇINDIR

1433- Ebû Hüreyre, Zeyd b. Hâlid ve Şibl (r.anhüm)’den rivâyete göre, şöyle demişlerdir: Bu kimselerin üçü de Rasûlullah (s.a.v.)’in yanında bulundukları bir sırada birbirinden davacı olan iki kimse geldi onlardan biri sözüne şöyle başladı: “Ey Allah’ın Rasûlü! Allah aşkına aramızda Allah’ın kitabıyla hükmedeceksin. Bunun üzerine bu kimseden daha anlayışlı olan diğer kimse de; Evet Allah’ın kitabına göre aramızda hüküm ver, müsaade et ben konuşayım dedi ve sözüne şöyle başladı: Oğlum bu adamın işçisi idi sonra onun karısıyla zina etti, oğlumun cezasının recm olduğunu bana bildirdiler. Ben de bu ceza karşılığında yüz koyun ile bir hizmetçiyi fidye olarak verdim. Sonra bu işi bilen insanlarla karşılaştım ve dediler ki: Oğluna yüz değnek vurulması gerekir, bir yılda sürgün edilecektir. Recmedilmek ise bu adamın karısına uygulanacaktır dediler.

Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: Varlığım kudret elinde olan Allah’a yemin olsun ki aramız da Allah’ın kitabıyla hükmedeceğim: Yüz koyun ve hizmetçi sana iade edilecektir, oğluna da yüz değnek ve bir yıl sürgün cezası verilecektir. Ya Üneys! Bu adamın karısına git suçunu kabul edip itiraf ederse onu recmet. Üneys kadının yanına gitti o da suçunu itiraf edince kadını recmetti.(Buhârî, Muhâribîn: 6; Müslim, Hudûd: 5)

ž İshâk b. Musa el Ensârî, Ma’n vasıtasıyla Mâlik’den İbn Şihâb’tan, Ubeydullah b. Abdullah’tan, Ebû Hüreyre’den, Zeyd b. Hâlid el Cühenî’den mana olarak bu hadisin bir benzerini rivâyet etmiştir.

Yine Kuteybe, Leys vasıtasıyla İbn Şihâb’tan kendi senediyle mana olarak Mâlik’in hadisinin bir benzerini bize rivâyet etmiştir.

Tirmizî: Bu konuda Ebû Bekre, Ubede b. Sâmit, Ebû Hüreyre, Ebû Saîd, İbn Abbâs, Câbir b. Semure, Hezzal, Büreyde, Seleme b. Muhabbik, Ebû Berze ve Imrân b. Husayn’dan da hadis rivâyet edilmiştir.

Tirmizî: Ebû Hüreyre Zeyd b. Hâlid hadisi hasen sahihtir. Aynı şekilde Mâlik b. Enes; Ma’mer ve pek çok kimse Zürî’den, Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe’den, Ebû Hüreyre’den ve Zeyd b. Hâlid’den rivâyet etmiştir.

Aynı şekilde aynı senedle Rasûlullah (s.a.v.)’den şu şekilde rivâyet etmişlerdir: “Cariye zina ederse ona yüz değnek vurun dördüncü sefer yine zina ederse değersiz bir ip parasına bile olsa satıp elden çıkarın.”

Sûfyân b. Uyeyne; Zührî’den, Ubeydullah’tan, Ebû Hüreyre’den, Zeyd b. Hâlid’den ve Şibl’den rivâyet ederek şöyle der: “Rasûlullah (s.a.v.)’in yanında idik…”

İbn Uyeyne her iki hadisi de topluca Ebû Hüreyre’den Zeyd b. Hâlid’den ve Şibl’den rivâyet ediyor. İbn Uyeyne rivâyet ettiği bu hadiste vehme kapılmıştır. Sûfyân b. Uyeyne iki hadisi birbirine karıştırmıştır.

Sahih olan rivâyet Muhammed b. el Velîd ez Zebîdî, Yunus b. Ubeyde, Zührî’nin kardeşinin oğlunun Zührî’den, Ubeydullah’tan, Ebû Hüreyre’den ve Zeyd b. Hâlid’den yapılan rivâyetidir ki; şöyle başlar: “Cariye zina ederse ona yüz değnek vurun…”

Zührî; Ubeybullah’tan, Şibl b. Hâlid, Abdullah b. Mâlik el Evsî’den rivâyet etti şöyle demiştir:Cariye zina ederse…” hadisçiler yanında sahih kabul edilen rivâyet budur. Şibl b. Hâlid, Peygamber (s.a.v.)’e yetişmemiştir. Şibl sadece Abdullah b. Mâlik el Evsî vasıtasıyla hadis rivâyet etmektedir. Doğru olanı budur. İbn Uyeyne rivâyeti pek makbul değildir. İbn Uyeyne’den, Şibl b. Hamid dediği rivâyet edildi ki bu bir yanlışlıktır. Gerçekte o Şibl b. Hâlid’tir. Aynı şekilde ona Şibl b. Huleyd’de deniliyor.

1434- Ubâde b. Sâmit (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:“Zina cezasının hükmünü benden alın. Allah o zina eden kadınlar için bir düzenleme ortaya koymuştur; Evlinin evli ile zina etmesinin cezası yüz değnek ve taşlanarak öldürülmektir, bekarın bekarla zina etmesinin cezası yüz değnek ve bir yıl sürgün edilmektir.”(Müslim, Hudûd: 5; İbn Mâce, Hudûd: 7)

ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir. Rasûlullah (s.a.v.)’in ashabından bazı ilim adamlarının uygulaması bu hadise göredir. Ali b. ebî Tâlib, Übey b. Ka’b, Abdullah b. Mes’ûd, başkaları bunlardan olup şöyle derler: “Evli kimse zina ederse yüz değnek vurulur ve recmedilerek öldürülür.”

Aynı şekilde bazı ilim adamları da bu görüşü paylaşmışlardır. İshâk bunlardandır. Rasûlullah (s.a.v.)’in ashabından, içlerinde Ebû Bekir, Ömer ve başkalarının bulunduğu bir kısım ilim adamları ise“Evli kimse zina ettiğinde recmedilir ayrıca yüz değnek vurulmaz” derler. Rasûlullah (s.a.v.)’den, Maiz ve başka kimselerin olaylarından bahseden hadislere göre Rasûlullah (s.a.v.), sadece recmedilmeyi emretmiş yüz değnek vurulmasını emretmemiştir. Bazı ilim adamlarının uygulaması da bu hadise göre olup Sûfyân es Sevrî, İbn’ül Mübarek, Şâfii ve Ahmed’te bu görüştedirler.

HAMILE OLAN KIMSENIN TAŞLANARAK ÖLDÜRÜLMESI, ÇOCUĞUNU DOĞURUNCAYA KADAR BEKLETILIR

1435- Imrân b. Husayn (r.a.)’den rivâyet edildiğine göre Cüheyne kabilesinden bir kadın Rasûlullah (s.a.v.)’in huzurunda zina yaptığını itiraf etti ve ben hamileyim dedi. Rasûlullah (s.a.v.), kadının yakınlarını çağırarak “Bu kadına iyi muamele ediniz doğum yapınca bana bildiriniz”buyurdu.

Sonra durum kendisine bildirilince kadının elbisesi cezalandırılma esnasında açılmaması için sıkıca bağlandı recmedilmesi emredildi ve recmedildi. Sonunda o kadına cenaze namazı kıldı. Bunun üzerine Ömer: “Ey Allah’ın Rasûlü! Onu recmettin sonrada cenaze namazını kılıyorsun” deyince, Rasûlullah (s.a.v.): O kadın öylesine bir tevbe yaptı ki o tevbesi Medîne halkından yetmiş kişiye dağıtılsa hepsine yeterdi.

Sen kadının canını büyük bir istekle Allah’a bağışlamasından daha üstün ne aramaktasın?(Müslim, Hudûd: 7; Ebû Dâvûd, Hudûd: 24)

ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.

EHLI KITAB DENILEN KIMSELERIN TAŞLANIP ÖLDÜRÜLMESI

1436- İbn Ömer (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.), bir Yahudi erkek ile bir Yahudi kadını işledikleri zina suçundan dolayı recmetmiştir. (Müslim, Hudûd: 6;Ebû Dâvûd, Hudûd: 25)

ž Tirmizî: Bu hadis biraz uzuncadır. Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.

1437- Semure (r.a.)’den rivâyete göre, Peygamber (s.a.v.), bir Yahudi erkekle bir Yahudi kadını işledikleri zina suçundan dolayı recmetmiştir. (Müslim, Hudûd: 6; Ebû Dâvûd, Hudûd: 25)

ž Tirmizî: Bu konuda İbn Ömer, Berâ, Câbir, İbn ebî Evfâ, Abdullah b. Hâris b. Cüz’ ve İbn Abbâs’tan da hadis rivâyet edilmiştir.

Tirmizî: Câbir b. Semure hadisi hasen garib olup ilim adamlarının çoğunluğunun uygulaması bu hadise göredir ve şöyle derler: “Ehli kitab denilen Yahudi ve Hıristiyanlar birbirlerinden davacı olur ve davalarını Müslüman hakimlere götürürlerse onlar arasında da kitap sünnet ve Müslümanlara uygulanan hükümler uygulanır.” Ahmed ve İshâk bu görüştedir.

Bazı ilim adamları ise zina olayında ehli kitaba ceza uygulanmaz derler ki ilk görüş daha sahihtir.

ZINA EDEN BEKARLARA YÜZ DEĞNEKTEN SONRA SÜRGÜN CEZASI UYGULANIR MI?

1438- İbn Ömer (r.a.)’den rivâyet edildiğine göre “Rasûlullah (s.a.v.), zina eden bekarlara yüz değnek vurdu ve sürgün etti Ebû Bekir’de halifeliği döneminde yüz değnek vurdu ve sürgün etti. Ömer’de aynı şekilde halifeliği döneminde yüz deynek vurdu ve sürgün etti.” (Ebû Dâvûd, Hudud: 23)

ž Tirmizî: Bu konuda Ebû Hüreyre, Zeyd b. Halit ve Ubade b. Samit’ten de hadis rivâyet edilmiştir.

Tirmizî: İbn Ömer Hadisi garibtir. Pekçok kimse bu hadisi Abdullah b. İdris’ten merfu olarak rivâyet etmişlerdir. Bazıları ise aynı hadisi Abdullah b. İdris’ten, Ubeydullah’tan, Nafi’den ve İbn Ömer’den rivâyet ederek: “Ebû Bekir’de değnekledi ve sürgün etti. Ömer’de yine değnekledi ve sürgün etti” demişlerdir. Aynı şekilde Ebû Said el Eşec’te bu hadisi rivâyet etmiştir. Abdullah b. İdris’te bize aktarmıştır. Bu hadis benzeri şekilde değişik bir rivâyetle İbn İdris’ten, Ubeydullah b. Ömer’den de rivâyet edilmiştir. Aynı şekilde Muhammed b. İshak’ta, Nafi’den, İbn Ömer’den rivâyet ederek: “Ebû Bekir’de değnekledi ve sürgün etti. Ömer’de yine değnekledi ve sürgün etti”demişler; Peygamber (s.a.v)’de değneklledi ve sürgün etti dememişlerdir.

Rasûlullah (s.a.v.)’den sürgün ettiğine dair sahih haberler, Ebû Hüreyre, Zeyd b. Halid, Ubade b. Sabit ve başkalarından bize ulaşmıştır. Rasûlullah (s.a.v.)’in ashabından ilim adamlarının uygulaması bu hadise göre olup, Ebû Bekir, Ömer, Ali, Übey b. Ka’b, Abdullah b. Mes’ud, Ebû Zer ve başkaları bunlardandır. Pek çok tabiin dönemi fıkıhçılarından da böylece rivâyet edilmiştir.

Süfyan es Sevri, Malik b. Enes, Abdullah b. Mübarek, Şafii, Ahmed ve İshak’ta bu görüşü benimseyenler arasındadır.

DÜNYADA TATBIK EDILEREK ÇEKILEN CEZALAR SAHIBI IÇIN KEFFÂRETTIR

1439- Ubâde b. Sâmit (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.)’in yanında oturuyorduk… Derken Rasûlullah (s.a.v.): “Allah’ın hüküm ve otoritesinde hiçbir şeyi ortak koşmamaya hırsızlık yapmamaya zina etmemek üzere bana biat edeceksiniz yani siyasi otoritemi kabul edeceksiniz dedi ve: “…Allah’tan başka hiçbir şeye ilahlık yakıştırmayacaklarını, hırsızlık yapmayacaklarını zina etmeyeceklerini …” ayetini okudu. (60 Mümtehine: 12) ve şöyle devam etti. Sizden kim verdiği bu sözü tutarsa onun mükafatını Allah verecektir. Kim de bu suçlardan birini işlerde cezasını bu dünyada çekerse o ceza kendisi için keffarettir. Her kim de bir suç işler de Allah bu dünyada onun suçunu örterse onun suçunu örterse onun işi de Allah’a kalmıştır. Allah dilerse ona affeder dilerse ona azâb eder.” (Buhârî, Hudûd: 9; Müslim, Hudûd: 10)

ž Tirmizî: Bu konuda Ali, Cerir b. Abdullah ve Huzeyme b. Sabit’den de hadis rivâyet edilmiştir.

Tirmizî: Ubâde b. Sâmit hadisi hasen sahihtir. Şâfii diyor ki: Cezanın uygulandığı kişi için keffâret olacağına dair bu konuda bundan güzel bir hadis işitmedim! Yine Şâfii diyor ki: Bir günah işleyen ve günahı Allah tarafından örtülen kişinin kendi günahını gizlemesi ve Rabbiyle baş başa kalıp tevbe etmesi bana göre daha hoştur. Ebû Bekir ve Ömer’in de bir adama günahını örtmesi için emir verdikleri de rivâyet edilmektedir.

CARIYELERE DE CEZA UYGULANMASI MUTLAKA GEREKLIDIR

1440- Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:“Sizden birinizin cariyesi zina ederse Allah’ın kitabına göre onu üç seferde de değnek vurarak cezalandırsın dördüncüde ise kıl bir ip karşılığında bile olsa onu satsın.” (Ebû Dâvûd, Hudûd: 32; Buhârî, Muhâribîn: 22)

ž Tirmizî: Ebû Hüreyre hadisi hasen sahihtir. Ebû Hüreyre’den değişik şekillerde de rivâyet edilmiştir. Rasûlullah (s.a.v.)’in ashabından ve başkalarından bazı ilim adamlarının uygulaması bu hadise göre olup kişinin kendi köle ve cariyesine devlet otoritesi olmaksızın ceza tatbik edebileceği görüşündedirler. Ahmed ve İshâk’ta aynı kanaattedir. Bazı ilim adamları ise devlet otoritesine teslim edilir köle ve cariye sahibi cezayı kendisi uygulamaz derler. Birinci görüş daha sahihtir.

1441- Ebû Abdurrahman es Sülemî (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Ali bir hutbe vererek şöyle konuştu: “Ey insanlar! Erkek ve kadın kölelerinizden evli olan ve evlenmiş olanlara işledikleri suçlardan dolayı cezayı tatbik edin. Rasûlullah (s.a.v.)’in bir cariyesi zina etmişti de onun değneklenmesi bana emretmişti kendisine bu görevi yapmak üzere geldiğimde loğusalığının başlangıcında buldum cezayı uygularsam öldüreceğimden veya öleceğinden korktum ve durumu gelip Rasûlullah (s.a.v.)’e anlattım o da “iyi yapmışsın” buyurdu. (Buhârî, Muharibîn: 2; Ebû Dâvûd, Hudûd: 33)

ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir. Süddî’nin ismi İsmail b. Abdurrahman’dır. Tabiin neslinden olup Enes b. Mâlik’den hadis işitmiştir. Ali b. ebî Tâlib’in oğlu Hüseyin’i de görmüştür.

IÇKI IÇEN KIMSEYE HANGI CEZA UYGULANIR?

1442- Ebû Saîd el Hudrî (r.a.)’den rivâyet olunduğuna göre: “Rasûlullah (s.a.v.), içki içene ceza olarak iki ayakkabısıyla kırk kere vurdu.” Mis’ar diyor ki: Zannedersem bu ceza içki içmesinden dolayı idi. (Ebû Dâvûd, Hudud, 35; Buhârî, Hudud: 5)

ž Tirmizî: Bu konuda Ali, Abdurrahman b. Ezher, Ebû Hüreyre, Sâib, İbn Abbâs ve Ukbe b. Hâris’den de hadis rivâyet edilmiştir.

Tirmizî: Ebû Saîd hadisi hasen sahihtir. Ebûs Sıddîk el Bâcî’nin ismi Bekir b. Amr’dır. Bekir b. Kays’da denilir.

1443- Enes (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.)’e içki içmiş bir adam getirildi. Rasûlullah (s.a.v.), çatallı hurma değneğiyle kırk kadar ona vurdu. Ebû Bekir’de halifeliği döneminde aynen böyle yaptı. Ömer halifeliği döneminde sahabenin âlimleriyle istişarede bulundu. Abdurrahman b. Avf’ın Şer’i cezaların en hafifi seksen değnektir demesi üzerine Ömer’de bu şekilde emretti ve içki içenin cezası seksen değnek oldu. (Buhârî, Hudûd: 5; Müslim, Hudûd: 8)

ž Tirmizî: Enes hadisi hasen sahihtir. Rasûlullah (s.a.v.)’in ashabından ve başkalarından bir kısmının uygulaması bu hadise göre olup “İçki içenin cezası seksen değnektir” derler.

IÇKI IÇEN ÜÇ SEFER DEĞNEKLENIR DÖRDÜNCÜDE ÖLDÜRÜLÜR

1444- Muaviye (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Her kim içki içerse ona değnekle vurarak cezasını verin yine içmeye devam ederse dördüncüsünde onu öldürün.” (Ebû Dâvûd, Hudûd: 36; İbn Mâce, Hudûd: 17)

ž Tirmizî: Bu konuda Ebû Hüreyre, Şerid, Şurahbil b. Evs, Cerir, Ebû’r Ramed el Belevî ve Abdullah b. Amr’dan da hadis rivâyet edilmiştir

Tirmizî: Muaviye hadisini aynı şekilde Sevrî, Âsım’dan, Ebû Salih’den, Muaviye’den rivâyet etmiştir. İbn Cüreyc ve Ma’mer’de Süheyl b. ebî Salih’den, babasından, Ebû Hüreyre’den rivâyet ettiler.

Muhammed’den şöyle dediğini işittim: Ebû Salih’in Muaviye yoluyla rivâyet ettiği hadis Ebû Salih’in Ebû Hüreyre’den rivâyet ettiğinden daha sahihtir.

İçki içene uygulanan bu ceza ilk zamanlarda böyle idi sonradan nesh olundu. Muhammed b. İshâk’ın Muhammed b. Münkedir’den, Câbir b. Abdullah’tan yaptığı rivâyet şöyledir: “Kim içki içerse ceza olarak değnekleyin yine içmeye devam ederse dördüncüde öldürün.” Câbir diyor ki: Bu sözden sonra Rasûlullah (s.a.v.)’e dördüncü sefer içki içen bir adam getirildi de yine onu değnekle cezalandırdı ve öldürmedi.

Aynı şekilde Zührî, Kabîsa b. Zûeyb vasıtasıyla benzeri bir hadis rivâyet etmekte ve şöyle demektedir. Böylece ölüm cezası kaldırıldı ve buna izin verilmiş oldu. İlim adamlarının çoğunluğunun uygulaması bu hadise göre olup geçmişte ve bu günde aralarında ihtilaf olduğunu bilmiyoruz. Bu konuyu destekleyen delillerden biri de değişik yollarla Rasûlullah (s.a.v.)’den rivâyet edilen şu hadistir:Allah’tan başka ilah olmadığına benim de Allah’ın Rasûlü olduğuma şehâdet eden Müslüman bir kimsenin kanı ancak şu üç şeyden biri ile helal olur: “Cana karşı can, zina işleyen evli kimse ve dinini terk eden kimse.”

HIRSIZIN ELI NE KADARLIK MALDA KESILIR?

1445- Âişe (r.anha)’dan rivâyete göre: “Rasûlullah (s.a.v.), çeyrek dinarda ve daha yukarısında hırsızın elini kesmişti.” (Buhârî, Hudûd: 14; Müslim, Hudûd: 1)

ž Tirmizî: Âişe hadisi hasen sahihtir. Bu hadis değişik şekillerde Amre’den ve Âişe’den merfu olarak rivâyet edilmiştir. Bazı kimseler ise yine Amre ve Âişe’den mevkuf olarak rivâyet etmişlerdir.

1446- İbn Ömer (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Rasûlullah (s.a.v.), değeri üç dirhem olan bir kalkandan dolayı el kesmiştir.” (Buhârî, Hudûd: 14; Müslim, Hudûd: 1)

ž Tirmizî: Bu konuda Sa’d, Abdullah b. Amr, İbn Abbâs, Ebû Hüreyre ve Eymen’den de hadis rivâyet edilmiştir.

Tirmizî: İbn Ömer hadisi hasen sahihtir. Rasûlullah (s.a.v.)’in ashabından bazı ilim adamlarının uygulaması bu hadise göredir. Ebû Bekir es Sıddık beş dirhemde el kesmiştir. Osman ve Ali’ni,n çeyrek dinarda el kestikleri rivâyet edilmektedir. Ebû Hüreyre ve Ebû Saîd’den rivâyete göre: “Beş dirhemde el kesilir.” Tabiin dönemi fıkıhçılarından bir kısmının uygulaması bu hadise göre olup Mâlik b. Enes, Şâfii, Ahmed ve İshâk bunlardan olup: “Çeyrek dinar ve fazlasından el kesilir” görüşündedirler. İbn Mes’ûd’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: “El kesmek ancak bir dinar veya on dirhem değerindeki hırsızlıktan dolayıdır.” Bu hadis Kâsım b. Abdurrahman’ın, İbn Mes’ûd’tan rivâyet ettiği mürsel bir hadistir. Çünkü Kâsım, İbn Mes’ûd’tan hadis işitmemiştir. bazı ilim adamlarının uygulaması bu hadise göre olup Sûfyân es Sevrî ve Küfeliler aynı kanaattedirler ve şöyle derler: “On dirhemin altında el kesme yoktur.”Ali’den rivâyet edildiğine göre “On dirhemden aşağı miktarda el kesilmez”hadisinin senedi muttasıl değildir.

HIRSIZIN KESILEN ELI BOYNUNA TAKILIR

1447- Abdurrahman b. Muhayriz (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir:“Fudale b. Ubeyd’e kesilmiş elin hırsızın boynuna takılması sünnetten midir? diye sordum şöyle cevap verdi: Rasûlullah (s.a.v.)’e bir hırsız getirildi suçu sabit olunca eli kesildi sonra verilen emre göre kesilen el boynuna takıldı.” (Nesâî, Kat’us Sarik: 18; Ebû Dâvûd, Hudûd: 22)

ž Tirmizî: Bu hadis hasen garibtir. Bu hadisi sadece Ömer b. Ali el Mukaddemî’nin Haccac b. Ertae’den yaptığı rivâyetiyle bilmekteyiz. Abdurrahman b. Muhayriz’in kardeşidir.

HAIN, ÇAPULCU VE YANKESICIYE EL KESME CEZASI YOKTUR

1448- Câbir (r.a.)’den rivâyete göre, Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Aldığı bir şeye karşı hainlik eden, çapulculuk yapan ve yankesiciye el kesme cezası yoktur.” (Nesâî, Kat’us Sarık: 13; Ebû Dâvûd: Hudûd: 14)

ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir. İlim adamlarının uygulaması bu hadise göredir. Muğîre b. Müslim, Abdulazziz el Kasmelî’nin kardeşinden aynı şekilde rivâyet etmiştir. Ali b. el Medînî; Basralı olup Ebû’z Zübeyr’den, Câbir’den, İbn Cüreyc’in hadisinin bir benzerini rivâyet etmiştir.

AĞAÇLARIN MEYVELERINDEN VE DIĞER YENECEK SAKIZ GIBI ÜRÜNLERDEN DOLAYI EL KESMEK YOKTUR

1449- Rafi’ b. Hadîç (r.a.)’den rivâyet edildiğine göre, şöyle demiştir: “Ne meyvede nede sakız gibi yenecek ürünlerde el kesme cezası yoktur.”(Ebû Dâvûd, Hudûd: 13; Nesâî, Kat’us Sârık: 11)

ž Tirmizî: Aynı şekilde bazı hadisçiler Yahya b. Said’den, Muhammed b. Yahya b. Habban’dan, amcası Vâsi’ b. Habban’dan ve Rafî’ b. Hadîç’den, Leys b. Sa’d’ın rivâyeti gibi rivâyet etmişlerdir.

Mâlik b. Enes ve pek çok kimse bu hadisi Yahya b. Saîd’den, Muhammed b. Yahya b. Habban’dan, Rafî’ b. Hadîç’den rivâyet etmiş olup “Vasî’ b. Habban’ı”zikretmemişlerdir.

SAVAŞTA MEYDANA GELEN HIRSIZLIK OLAYINDA EL KESME YOKTUR

1450- Büsr b. Ertae (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.)’den işittim şöyle buyurdu: “Savaşta yapılan hırsızlıkta el kesme yoktur.” (Ebû Dâvûd, Hudûd: 19; Nesâî, Kat’us Sârık: 16)

ž Tirmizî: Bu hadis garibtir. İbn Lehia’dan başkaları bu hadisi aynı senedle benzeri şekilde rivâyet etmişlerdir. Büsr b. Ertae yerine Büsr b. ebî Ertae demişlerdir. Bazı ilim adamlarının uygulaması bu hadise göre olup Evzâî bunlardandır. Cezaya çarptırılan kimsenin düşman saflarına katılabileceği endişesinden dolayı savaşta el kesilmez görüşündedirler. Komutan harb bölgesinden çıkıp islam diyarına ulaşınca cezayı gerektiren iş yapana ceza uygulanır. Evzâî’de aynı görüştedir.

KARISININ CARIYESIYLE CINSEL ILIŞKIDE BULUNAN KIMSENIN CEZASI

1451- Habib b. Sâlim (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Karısının cariyesiyle cinsel ilişkide bulunan bir adamın durumu Numân b. Beşîr’e sunulmuştu da, O’da şöyle dedi: Bu davayı Rasûlullah (s.a.v.)’in verdiği hüküm gibi vererek halledeceğim. Eğer kadın o cariyeyi kocasına helal kılmış ise kendisine yüz değnek vurarak, helal kılmamış ise taşlayarak recmetmek şeklinde cezalandıracağım.” (Ebû Dâvûd, Hudûd: 27; İbn Mâce, Hudûd: 8)

1452- Ali b. Hucr, Hûşeym vasıtasıyla Ebû Bişr’den, Habib b. Sâlim’den, Numân b. Beşîr’den bir benzerini rivâyet etmiştir. Katâde’den rivâyet ettiğine göre, şöyle demiştir: Habib b. Sâlim’e de böylece yazılmış idi. Ebû Bişr, Habib b. Sâlim’den hadis işitmemiştir. Bu şekilde aynen Hâlid b. Urfuta’dan da hadis rivâyet edilmiştir.

ž Tirmizî: Bu konuda Seleme b. Muhabbik’ten de hadis rivâyet edilmiştir.

Tirmizî: Numân’ın hadisinin senedinde karışıklık vardır. Muhammed’den işittim şöyle diyordu: Katâde bu hadisi Habib b. Sâlim’den işitmemiştir ve bunu sadece Hâlid b. Urfuta’dan rivâyet etmiştir.

Tirmizî: Karısının cariyesiyle cinsel ilişki kuran adam konusunda âlimler ihtilaf etmişlerdir. Rasûlullah (s.a.v.)’in ashabından aralarında Ali ve İbn Ömer’in de bulunduğu pek çok kişi taşlanarak öldürülür, demektedirler. İbn Mes’ûd ise ceza gerekmez sadece Tazir (azarlama) cezası uygulanır. Ahmed ve İshâk, Numân b. Beşîr’in hadisine göre uygulama yapmışlardır.

ZINAYA ZORLANAN KADINA ZINA CEZASI UYGULANMAZ

1453- Vâil b. Hucr (r.a.)’ın babasından rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) döneminde bir kadının zorla ırzına geçilmişti. Rasûlullah (s.a.v.), cezayı kadından kaldırdı zorla bu işi yapan kimseye tatbik etti. Râvî diyor ki: Rasûlullah (s.a.v.)’in kadın için verilmesi gereken bir ücret = mehir’i zikretmemiştir. (İbn Mâce: Hudûd: 30)

ž Tirmizî: Bu hadis garib olup senedi muttasıl değildir. Başka şekillerde de rivâyet edilmiştir. Muahmmed’den işittim şöyle diyordu: Abdulcebbar b. Vâil b. Hucr babasına yetişememiş bu yüzden de babasından hadis işitmemiştir. Babasının ölümünden birkaç ay sonra doğduğu söylenir. Rasûlullah (s.a.v.)’in ashabından ve başkalarından bazı ilim adamlarının uygulaması bu hadise göre olup “Zorlanan kimseye ceza gerekmez” görüşündedirler.

1454- Alkame b. Vâil el Kindî (r.a.)’in babasından rivâyete göre: Rasûlullah (s.a.v.) zamanında mescidde cemaatle namaz kılmak için evinden dışarı çıkan bir kadını bir adam yakaladı, üzerine kapanarak ona tecavüz etti kadın bağırınca adam kaçtı o esnada oradan başka bir adam geçiyordu. Kadın dedi ki: Beni şöyle böyle yapan adam budur. Muhâcirlerden bir grup oradan geçiyordu yine kadın o adam bana şöyle şöyle yaptı dedi. Kadının kendisine tecavüz etti sandığı kimseyi yakalayıp kadına getirdiler. Kadın: Evet işte budur dedi. Bunun üzerine adamı Rasûlullah (s.a.v.)’e getirdiler. Taşlanarak öldürülmesini emredince kadına gerçekten tecavüz eden kişi ayağa kalkarak: Ey Allah’ın Rasûlü bu cezanın uygulanacağı kimse benim dedi. Peygamber (s.a.v.), kadına sen git Allah seni affetsin dedi. Suçsuz yere yakalanan adama da gönül alıcı sözler söyledi, gerçek suçlu adama ise: “Onu taşlayarak öldürün” buyurdu ve şöyle devam etti. Bu adam öyle bir tevbe etti ki Medîne halkı o şekilde tevbe etseydi bütün Medîne halkının günahlarına keffâret olurdu. (Müsned: 25980)

ž Tirmizî: Bu hadis hasen garib sahihtir. Alkame b. Vâil b. Hucr, babasından hadis işitmiştir. Alkame kardeşi Abdulcebbar b. Vâil’den büyüktür. Abdulcebbar b. Vâil babasından hadis işitmemiştir.

HAYVANLARLA CINSEL ILIŞKI KURAN KIMSENIN CEZASI

1455- İbn Abbâs (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Her kimi bir hayvanla ilişki kurduğunu görürseniz onu da hayvanı da öldürünüz. İbn Abbâs’a: Hayvanın suçu nedir? Diye soruldu O’da cevaben şöyle dedi: Bu konuda Rasûlullah (s.a.v.)’den bir şey işitmedim fakat Rasûlullah (s.a.v.)’in bu tür bir hayvanın etinden yenmesini ve ondan istifade edilmesini hoş karşılamadığı kanaatindeyim. Bu güne kadar uygulamalar da hep böyle olmuştur.” (Ebû Dâvûd, Hudûd: 29)

ž Bu hadisi sadece Amr b. ebî Amr’ın, İkrime’den, İbn Abbâs’tan yaptığı rivâyetiyle bilmekteyiz. Sûfyân es Sevrî’nin Âsım’dan, Ebû Ruzeyn’den, İbn Abbâs’tan rivâyetine göre, şöyle demiştir:“Hayvana cinsel ilişkiyle yaklaşan kimseye ceza lazım gelmez.”

Aynı şekilde Muhammed b. Beşşâr, Abdurrahman b. Mehdî vasıtasıyla Sûfyân’dan bize bu hadisi aktarmıştır.

Bu hadis birinci rivâyetten daha sahihtir. İlim adamlarının uygulaması bu hadise göre olup Ahmed ve İshâk bunlardandır.

HOMOSEKSÜELLIK YAPAN KIMSENIN CEZASI NEDIR?

1456- İbn Abbâs (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Her kimi Lut kavminin işlediği fiili yapar görürseniz her ikisini de öldürün.” (Ebû Dâvûd, Hudûd: 28; İbn Mâce, Hudûd: 12)

ž Tirmizî: Bu konuda Câbir ve Ebû Hüreyre’den de hadis rivâyet edilmiştir.

Tirmizî: Bu hadis bu şekliyle sadece İbn Abbâs’ın bu rivâyetiyle bilinmektedir. Muhammed b. İshâk bu hadisi Amr b. ebî Amr’dan rivâyet ederek şöyle der: “Lut kavminin yaptığı işi yapan melundur. Burada öldürülmek zikredilmemekte hayvana yaklaşan kimsenin de lanetlendiği kaydedilmektedir.”

Bu hadis Âsım b. Ömer’den, Süheyl b. ebî Salih’den, babasından ve Ebû Hüreyre’den aktarılarak “Yapanı da yapılanı da öldürünüz” şeklindedir.

Tirmizî: Bu hadisin senedinde söylenti vardır. Bu hadisi Süheyl b. ebî Salih’den ve Âsım b. Ömer el Ömerî’den başkasının rivâyet ettiğini bilmiyoruz. Âsım b. Ömer’in hafızası yönünden hadis konusunda zayıf olduğu kaydedilmiştir.

Homoseksüellik yapan kimsenin cezası konusunda âlimler değişik görüşler ortaya koymuşlar olup, bir kısmı evli de olsa bekar da olsa taşlanarak öldürülmesi görüşündedirler. Mâlik, Şâfii, İshâk bunlardandır. Bazı ilim adamları ve tabiin dönemi fıkıhçılarından Hasan el Basrî, İbrahim Nehaî, Atâ b. ebî Rebah ve diğerleri ise şöyle demektedirler: Homoseksüellik yapanın cezası zina yapanın cezası gibidir. Sevrî ve Küfeliler de aynı görüştedirler.

1457- Câbir (r.a.)’den rivâyet edildiğine göre, şöyle diyor: Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki:“Ümmetim üzerinde korktuğum şeylerin en korkuncu Lut kavminin işidir.” (İbn Mâce, Hudûd: 12)

ž Tirmizî: Bu hadis hasen garibtir. Sadece bu şekliyle biliyoruz ki Abdullah b. Muhammed b. Ukayl b. ebî Tâlib, Câbir’den rivâyet etmiştir.

ISLAM DININDEN DÖNEN KIMSEYE UYGULANACAK CEZA

1458- İkrime (r.a.)’den rivâyete göre, Ali (r.a.), İslam’dan dönen bir topluluğu yakarak cezalandırdı. Bu durum İbn Abbâs’a ulaşınca ben olsaydım Rasûlullah (s.a.v.)’in sözü üzerine onları öldürürdüm çünkü Rasûlullah (s.a.v.):“Kim dinini değiştirirse onu öldürün” buyurur, Rasûlullah (s.a.v.)’in şu sözü ile “Allah’ın azabı ile azâblandırmayın” onları yakmazdım. Bu söz Ali’nin kulağına ulaşınca “İbn Abbâs doğru söyledi” dedi. (Ebû Dâvûd, Diyât: 1; İbn Mâce, Hudûd: 2)

ž Tirmizî: Bu hadis sahih hasendir. İlim adamlarının İslam dininden dönen kimselere uygulamaları bu hadise göredir. İslam dininden dönen kadın konusunda ayrı görüşler vardır. Kimi âlimler öldürülür derler Evzâî, Ahmed ve İshâk bunlardandır. Kimileri ise öldürülmez hapsedilir derler. Sûfyân es Sevrî başkaları ve Küfeliler bu görüştedirler.

MÜSLÜMAN, MÜSLÜMANA SILAH ÇEKEBILIR MI?

1459- Ebû Musa (r.a.)’den rivâyet edilmiştir. Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Bize karşı silah çeken bizden değildir” (Buhârî, Fiten: 7; İbn Mâce, Hudûd: 19)

ž Tirmizî: Bu konuda İbn Ömer, İbn’üz Zübeyr, Ebû Hüreyre ve Seleme b. Ekvâ’dan hadis rivâyet edilmiştir.

Tirmizî: Ebû Musa hadisi hasen sahihtir.

SIHIRBAZ (CINLERLE ILGILENIP BAZI BILGILER VERENLERIN) CEZASI

1460- Cündüp (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Sihirbazın cezası kılıçla öldürülmektir.” (Tirmizî rivâyet etmiştir.)

ž Tirmizî: Bu hadisi merfu olarak sadece bu şekliyle bilmekteyiz İsmail b. Müslim el Mekkî’nin hadis konusunda zayıf olduğu söylenmiştir. İsmail b. Müslim el Abdî el Basrî’ye gelince Vekî’ “O güvenilir kişidir, Hasan’dan hadis rivâyet etmiştir. Sahih olan rivâyet Cündüp’den mevkuf olarak rivâyettir. Rasûlullah (s.a.v.)’in ashabından ve başkalarından bazı ilim adamlarının uygulaması bu hadise göre olup Mâlik b. Enes’te bunlardandır. Şâfii der ki: “Sihirbaz kimse küfre götürecek şekilde bir iş yaparsa öldürülür. Küfre götürmeyen bir iş yaparsa öldürülmez” görüşündedir.

GANIMET MALA HAINLIK EDEN KIMSENIN CEZASI

1461- Ömer (r.a.)’den rivâyet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: “Her kimi ganimet malı aşırmış görürseniz onun o eşyasını yakın.”Salih diyor ki: Sâlim b. Abdullah ile beraber olduğu bir anda Mesleme’nin yanına girmiştim. Mesleme ganimet malına hainlik eden birini buldu ve Sâlim’in bu hadisi aktarması üzerine emretti eşyalarını yaktırdı eşyaları arasında birde Mushaf çıkmıştı, Sâlim demişti ki: Bunu sat bedelini sadaka olarak dağıt. (Ebû Dâvûd, Cihâd: 85; Darîmi, Siyer: 49)

ž Tirmizî: Bu hadis garibtir. Ancak bu şekliyle bilmekteyiz. Bazı ilim adamlarının uygulaması bu hadise göre olup Evzâî, Ahmed, İshâk bunlardandır.

Tirmizî: Muhammed’e bu hadis hakkında sordum dedi ki: Bu hadisi sadece Salih b. Muhammed b. Zaide rivâyet ediyor ki bu şahıs Ebû Vakîd el Leysî’dir ve rivâyetleri münker (hoş karşılanmaz) dir. Muhammed devamla diyor ki: Rasûlullah (s.a.v.)’den ganimet mala hainlik konusunda pek çok hadis rivâyet edilmiş olup bu hadislerde o malın yakılması emredilmemektedir.

Tirmizî: Bu hadis garibtir.

BIR ERKEĞE “EY KADINLAŞMIŞ KIŞI” DIYEN KIMSENIN CEZASI

1462- İbn Abbâs (r.a.)’den rivâyet edilmiştir. Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Bir adam bir adama ey Yahudî derse ona yirmi değnek vurun yine bir erkeğe ey kadınlaşmış erkek derse ona da yirmi değnek vurun, yine her kim evlenmesi haram olan anne , teyze, hala gibi kimselerle evlenirse onu da öldürün.” (İbn Mâce, Hudûd: 38)

ž Tirmizî: Bu hadisi sadece bu şekliyle bilmekteyiz, İbrahim b. İsmail’in hadis konusunda zayıf olduğu söylenir. Bazı ilim adamlarının uygulaması bu hadise göre olup şöyle derler: Her kim bilerek evlenmesi haram olan birisiyle evlenirse cezası öldürülmektir.

Ahmed diyor ki: Annesiyle evlenen öldürülür.

İshâk der ki: Her kim evlenmesi haram olan (kardeş, teyze, hala) kimselerle evlenirse öldürülür. Peygamber (s.a.v.)’den değişik şekillerde de bu hadis rivâyet edilmiştir. Berâ b. Âzib ve Kurre b. İyas el Müzenî’den rivâyete göre, bir adam babasının karısıyla evlenmiş Peygamberimiz (s.a.v.)’de onun öldürülmesini emretmiştir.

TA’ZIR (AZARLAMA) CEZASI NE KADARDIR?

1463- Ebû Bürde b. Niyâr (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:“Allah’ın cezalarından herhangi bir ceza dışında on değnekten fazla vurulmaz.” (Yani ta’zir cezalarının en fazlası on değnektir.)(Buhârî, Muharibîn: 28; İbn Mâce, Hudûd: 32)

ž Tirmizî: Bu hadis hasen garib olup sadece bu şekilde bilmekteyiz. İlim adamları ta’zir (azarlama) cezası hakkında değişik görüşler ortaya koymuşlardır. Bu konuda en güzel hadis budur.

Tirmizî: İbn Lehîa bu hadisi Bükeyr’den rivâyet etmekte olup rivâyetinde yanılarak Abdurrahman b. Câbir b. Abdullah’ın babasından demektedir ki bu bir yanılmadır.

Sahih olan rivâyet Leys b. Sa’d’ın rivâyetidir ki bu rivâyet Abdurrahman b. Câbir b. Abdullah yoluyla Ebû Bürde b. Niyâr’dan gelen rivâyettir.

Sünen-i Tirmizi, İmam Tirmizi

Terceme: Abdullah Parlayan

YASAK ÜLKE TÜRKİYE

Lâiklik Soruşturması

Türkiye’de lâiklik uygulamasını değerlendirir misiniz?

Batı anayasalarında din, vicdan ve fikir hürriyetini, din-devlet ilişkisini düzenleyen maddeler, “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi”nin ilgili maddeleri ile paralellik arzetmektedir.

Bu beyannamenin 18. maddesinde “Her şahsın fikir, vicdan ve din hürriyetine hakkı vardır, bu hak din ve kanâat değiştirme hürriyetini, dînini veya kanâatini tek başına veya topluca, açık olarak veya özel surette, öğretim, tatbikat, ibâdet ve âyinlerle açıklama hürriyetini gerektirir” denilmektedir.

19. madde ise fikir ve ifade hürriyeti ile ilgili olup kişilere, ülke sınırı tanımaksızın bilgi ve fikir alış-verişi yapma, fikrini her vâsıta ile açıklama, fikrinden dolayı rahatsız edilmeme hakkını vermektedir.

Bizde Anayasa’nın 24. maddesi ile bunun bir uzantısı olan 163. maddeye baktığımız zaman gerek fikir hürriyetinin ve gerekse din ve vicdan hürriyetinin -beyanname maddelerine göre- oldukça kısıtlanmış ve sınırlanmış olduğu görülmektedir. “Din ve ahlâk eğitim ve öğretimi, devletin gözetim ve denetimi altında yapılır” deniliyor.

Uygulamada ise bu denetim ve gözetim, din eğitim ve öğretimi yapmaya, yalnızca devletin açtığı okullarda izin verilmek sûretiyle gerçekleştiriliyor. Özel veya tüzel şahısların ilk, orta ve yüksek öğrenim seviyesinde din eğitim ve öğretimi veren okullar ve kurslar açmasına izin verilmiyor.

24. maddenin son fıkrasında “Kimse, devletin sosyal, ekonomik ve siyasî veya hukûkî temel düzenini, kısmen de olsa din kurallarına dayandırma veya siyasî veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyle, her ne sûretle olursa olsun dîni veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.” denilmektedir.

Bu maddeye Anayasa’nın başlangıç kısmı ile 14. madde ve toplantı ile ilgili kısıtlamalar eklenince din ve vicdan hürriyeti iyice kısıtlanmış olmaktadır. İslâm’ın iki temel kaynağı Kur’ân-ı Kerîm ve Sünnet’te, devletin sosyal, ekonomik siyâsî ve hukûkî düzeninin dîne dayandırılması gerektiğini ifade eden, hattâ bunu müslümanlara emreden nasslar vardır. Bir müslüman bu nassları ders, makâle, konferans ve kitap konusu edindiği zaman karşısında -yukarıda sıralanan- kısıtlayıcı maddeleri ve Cezâ Kanununun 163 vb. maddelerini bulacaktır.19

Müslüman ya bu nassları görmezden gelecek, onlar yokmuş gibi davranacak -ki bir müslüman için bu mümkün değildir- yahut da mahkemede “fiilinin özel amaca yönelik olmadığını” isbata çalışacaktır; hâsılı işi zordur, kımıldayacak tarafı yoktur.

Bunlar bir yana bugün ülkemizde dînî vecibeleri yerine getirme (ibâdet, haram-helâl konusunda dîne uyarak yaşama) hürriyeti bile yoktur. Resmî kuruluşlarda çalışan birçok müslüman oruç tutamaz, namaz veya cuma namazı kılamaz, başını örtemez, herhangi bir konuda inancından kaynaklanan düşüncesini dile getiremez.

Bütün Hıristiyan Batıda, vatandaşlar haftalık ibâdetlerini yapabilsinler diye pazar günleri tatil günü olmuştur; kimse çıkıp da bunun lâikliğe aykırı veya gericilik olduğunu iddiâ etmemiştir.

Müslümanların yaşadığı ülkelerde cuma günleri de aynı mahiyette günlerdir, ama cuma günü dairelerin tatil edildiği, yahut cuma namazı kılınacak resmî imkân sağlandığı yerler (ülkeler) birkaçı geçmez. Nasıl olmalıdır denilecek olursa cevabımız:

“Bu konularda, şiddet eylemi noktasına varmayan ve kişinin inanç ve kanâatinden kaynaklanan hiçbir davranışının suç sayılmaması, kovuşturma konusu yapılmaması gerekir” şeklinde olacaktır.
—————————-
19. Bu madde yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte kısıtlayıcı hükümler başka kanun ve maddelerde ibka edilmiştir.
http://www.hayrettinkaraman.net/kitap/meseleler/1029.htm
mehmet selim polat
http://islamhayati.bir.tc/2009/07/27/islam-dinin-yasak-oldugu-ulke-turkiye/

YEŞİM BENER
Türkan Saylan’ın cenazesinde yaptığı konuşma ile gündeme gelen emekli Müftü İhsan Özkes’in, Saylan’ın cenaze namazını kıldırması için vasiyet ettiği kişi olduğu ortaya çıktı. Saylan için Teşvikiye Camiinde kılınan cenaze namazında Özkes’in yaptığı konuşma törene damgasını vurmuştu. Bazı çevrelerce ‘çağdaş imam’ şeklinde lanse edilen Özkes’in, Türkan Saylan’ın “Benim cenaze namazımı o kıldırsın” diye vasiyet edilen kişi olduğu ortaya çıktı. Emekli Müftü İhsan Özkes, ayrıca 1999 yılında DSP’den Üsküdar Belediye Başkan adayı, 2002 seçimlerinde ise CHP’den milletvekili aday adayı olmuştu. Özkes, CHP tercihini, “Laikliğin güvencesi olan, din istismarının ve dinin siyasallaşmasının yanlışlığını vurgulayan bir parti olduğu için CHP’yi tercih ettim” şeklinde açıklamıştı.

21.05.2009
mehmet selim polat -
MÜFTÜ OLMAK ZOR DEĞİLDİR,MÜSLÜMANLIĞINA BAKMAK LAZIM.
Herkes müftü olabilir,bu yönetime göre,düz liseyi bitiren bir hıristiyan dahi,biraz bilgi ve beceri neticesinde,imtihanı kazanır, iki yıl ilahiyat fakultesinde okuyan bir kişi müftü olup,ÇYDD derneğinede üye olabilir,DSP veya CHP partilerinden adayda olabilir.Bu İslamı yansıtmaz.
http://sites.google.com/site/hanifcilikdindegildir/o-imam-saylan-in-vasiyeti

Küfrü Meşrulaştırmak

Batılı iptal mücadelesi ve kafiri “meşru”laştıranlar:
Bugün parti faaliyetleriyle ortaya serilen görüntü ve özellikle de yaptıkları çağrılar, islami partiyiz diyenlerin onları savunanların söylemleri maalesef Rasulün gösterdiği hareket metodundan oldukça uzaktır.Kur’anı Kerimde
“Andolsun biz her kavme Allaha ibadet edin ve tağuta kulluktan kaçının diye tebliğ etmesi için bir peygamber göndermişizdir.” Buyrulur.
Evet, Rasulullah’ın ve o şanlı kadronun evvel veya sonra gelenleri hep bu noktayı vurgulamışlardır. “Allaha itaat, tağuta isyan” Oysa günümüz partileri bunun tersine tağutun idaresi altındaki beldelerde onların şeriatlerine ilke ve inkılablarına uyarak bu doğrultuda mücadele vereceklerini beyan ederek, partilerini açıyor ve insanları kendilerine çağırıyorlar.

Dikkat buyrunuz kendilerine …Hiç kimse iddia edemez ki bu partiler Allah ve Rasulüne, ve onlara itaate çağırıyor diye ve dahi nefsaniyetin ağır bastığı bu arena da partiler kıyasıya çoğalıyor niçin?. Elbetteki çağıranların artmasından… Benim fikrim, benim partim, benim yolum, benim adayım, benim ideolojim vs…vs… Aslında bunların temelinde yatan temel saiktir o da bendir, enaniyetdir.Sırf iktidar olmak için, insanlara islamdan dem vurarak, tağuti güçlere köleliğe ve dahi kendi nefsaniyetlerine çağıranlara değil, elbette samimi ve art niyetsiz olarak Allah ve Rasulüne çağıranlara koşacağız…

Allah Buyuruyor,Deki:”Ben sizden bir ecir (çıkar, menfaat yada karşılık) beklemiyorum.Benim ecrim Alemlerin rabbinin indindedir.” Ayetiyle de şekli çizilen davet ve mucahede yolunda, katiyyen bir çıkar ve manfaat ilişkisi olmamalıdır.

Kendi “ene” leriyle güya islamilik taslayanlar! Sizler, biliniz ki fitneniz gerçekten çok büyüktür ve de tehlikeli. Bakınız Rabbul Aleminin uzlaşmacı tavrına… “Gelin bir tek kelimede birleşelim” Evet, Hodri meydan ey particiler, ey siyasiler, Ey bu ümmetin bir çoğunu istediği yöne çekebilecek çobanlar, tek kelimede birleşiniz. İştirak edilen günahlar Şimdi buradan itibaren de Particilerin içinde bulundukları halde düşme ihtimalleri bulunan günahları sıralamaya çalışacağız…

Günahların metinlerini aldığımız kaynaklar İmam Hadıminin Barika adlı eseri ve İbn-i Haceril Heyteminin Zevacir kitabı.
1. Küfür
2.Şirk
3. Sünnet-i Nebebviyi terketmek
4. Günah-ı Kebaire razı olmak
5. Din-i ilahinin ğayrısına hizmet etmek.
6. Kebair işleyene yardım etmek.
7.Büyüklerin kötü huylarını görüp sükut etmek.
8. Bidat çıkarıp ümmete miras bırakmak.
9. Haram şeylere para ve mal sarfetmek.
10. Vekil olanın müvekkili aleyhine ve zararına hareket etmesi.
11. Emaret ve emirliği ele geçirmek için para ve mal sarfetmek.
12. Umur-u Müslimine fasık ve facirleri tayin etmek.
13. Hükümdar ve emirlerin, hakim ve memurların tebaasına veya maiyyetindekilere zulmetmesi.
14. Gücü yettiği halde zalimlerin alinden mazlumları kurtarmamak.
15. Zalimin zulmüne rıza göstermek.Onlara yardım etmek ve yol göstermek.
16. Hudud-u İlahide şefaat etmek.
17. Sözü fiiline uymamak.
18. Batıla yerdım etmek ve göz yummak
19. Hududu ilahiyi ikamede mudahene etmek.
20. Ellerinde bulunan dünya nimetine tamah eden Hakim, Vali, Zengin, Amir ve asi fasıkların evleri ve mekanlarına ve dahi bulundukları yerlere gitmek.
21. Zalimlerin huzurunda durmak el etek öpmek.
22. Günah işleyeceklere yol göstermak.
23. Ahkam-ı Kuran ile hükmetmemek.
24. Zaruret olmadığı halde zalimleri emirlik ve kadılığa getirmek.
25. Zulme sebeb olma ihtimali varken nazıra ve nazırın yaptığı işlere bakmak.
26. Emirlik, kadılık, memurluk veya müftülük için aracılık istemek.
27. Müşriklerle musafaha etmek, Onlarla merhabalaşmak, dostluk izhar etmek ve edecek lafızlar kullanmak, onlardan bir şey ummak.
28. Ahitlerini bozanlarla oturmak.
29. Müşriki bayram ve törenlere katılmak ve tebrikleşmek.
İşte böyle… Mümin kişiye yakışan: tehlikeden uzak durmaktır. Hele şüpheli şeylere yaklaşmamak. Gerisi size kalmış ya kabul ya red…

Mehmet selim polat

İŞSİZLİĞİN İLACI

İslamî Ahlak ve Ahlaksızlığın Sebepleri:

  1. İşsizlik,Ahlaksızlığı doğurur.
  2. Kocası ölen kadına,maaş bağlanmalı.
  3. Kadın,Zenginse maaş bağlanmamalı.
  4. Boşanmış kadına maaş bağlanmamalı.
  5. Çalışan kadınlar işten çıkartılmalıdır.
  6. Kadınlar çalışmak zorunda değildir.
  7. Kadın ev içinde veya ev dışında çalıştırılamaz.
  8. İşden Çıkan kadınların yerine,erkekler işe alınmalıdır.
  9. Erkek ev ve nafaka temin etmek zorundadır.
  10. Kadın evinin ve Erinin kadını olmalıdır.
  11. Kadın bir yere gidecağı zaman,kocasından izin almak mecburiyeti vardır.
  12. Kadın,kocasından izin almadıkça,eve kimseyi alamaz.
  13. Kadın her hususta kocasına itaat etme mecburiyeti yoktur.
  14. Kadının,Yemek yapmak veya ev işinde çalışmak veya ev dışında çalışmak mecburiyeti yoktur.
  15. Çalışmak kadının asli görevi değil,fıtri görevidir.Düzeltmeye çalışırsan kırarsın,kendi haline bırakırsan yararlanırsın.Fıtraten evde çalışma görevi vardır.
  16. Kadın eve nafaka getirmek zorunda değildir.
  17. Erkek kadına minnet ve zulüm yapamaz.
  18. Erkek evini korumak ve kollamak mecburiyetindedir.
  19. Güzel ahlak yaşanmalıdır.
  20. Huzur İslamdadır.
NOT:Bu ilaçların yan tesiri yoktur.Herkes kullanabilir.Ancak ek ilaçlar yazılabilir.
Fakaat bu ilaçlar eczanelerde bulunmuyor.İthalat ve ihracatı yasaktır.Kullanılamaz.
Böylece hastalık yapan mikroplar zemini münasip bulduğundan sıkça üreme yapmaktadırlar.
Böylece toplum hastalanmaktadır.Korkarım yakında komaya girer.
Ne yazıkki yoğun bakım ünitemiz yoktur.Tedavi görmek için Hastahanelere ihtiyacımız vardır.
Hükümet-Millet işbirliği ile hastahaneler yapılmalıdır.
Dinsiz milletler,Dinsiz Devletler uzun süre payidar olamazlar.
Din,Güzel Ahlak Demektir.

Türkiyede,maddi kirizden ziyade,Ahlaksızlık ve işsizlik kırizi vardır.

 

mehmet selim polat

İSLAMDA KADININ DEĞERİ

İslâm Dîni, kadına en büyük değeri vermiş ve onun namuslu, temiz, vakarlı, haysiyetli ve şerefli bir tarzda yaşamasını sağlamıştır. İslâm nazarında kadın, şefkat, merhamet, hürmet duyulması ve nezâket gösterilmesi gereken asîl ve nezîh bir varlıktır. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, kadınların nârin, nâzik ve kibâr olduklarına işâretle, onların hiç kırılmaması ve incitilmemesi gerektiğini tavsiye etmişlerdir. Bir hadîs-i şerîflerinde:

“… Kadınlar hakkında hayırlı olup nezâketle muâmele etmenize dâir vasiyyetime itâat ediniz! Çünkü onlar eğe kemiğinden yaratılmıştır. Eğe kemiğinin en eğri tarafı üst kısmı (ortası) dır. Eğer sen onu doğrultmaya uğraşırsan, kırarsın; kendi hâline bırakırsan, daima eğri kalır. O halde kadınlar hakkında hayır öğüdüme dikkat ediniz!” (1) buyurur.

Hz. Peygamber (s.a.v.)’e ilk defâ inanan ve O’na en büyük desteği veren Hz. Hatîce (r.anha) vâlidemizdir. Nitekim Rasûlullâh (s.a.v.) Efendimiz, Hz. Hatîce (r.anha) vâlidemiz hakkında şöyle buyurur:

“Allâh bana Hatîce’den hayırlı bir kadın vermemiştir. Bütün insanlar beni yalanlarken, O beni tasdîk etmiş; insanlar benden kaçarken, O beni malı ile desteklemiştir. Ve Allâh bana başka hanımlardan değil, O’ndan çocuk ihsân etmiştir.” (2)

Kadın, aynı zamanda ilk İslâm şehîdidir. Hz. Ammâr (r.a.)’ın annesi Hz. Sümeyye (r.anha), Mekke’de müslümanlığı ilk kabul edenlerden ve bu yüzden dayanılmaz işkencelere uğrayanlardandı. Kendisine İslâm’dan ayrılması için yapılan her türlü eziyet ve zulme rağmen, hak yoldan dönmedi. Sonunda Sümeyye (r.anha), Ebû Cehl’in süngüsü altında can vermiş ve Allâh yolunda ilk İslâm şehîdi olmak şeref ve mertebesine erişmiştir. (3)

Kur’ân-ı Kerîm’de “en-Nisâ”(Kadınlar) isimli, yüz yetmiş altı âyetlik uzun bir sûre olduğu gibi, ayrıca “Meryem” diye Hz. Îsâ (a.s.)’ın annesine atfedilen doksan sekiz âyetlik müstakil bir sûre daha vardır. Bunlardan başka; “en-Nûr, el-Ahzâb, el-Mümtehine, et-Tahrîm ve et-Talâk” sûreleri de kadınlarla ilgili çeşitli konuları içine almaktadır.

İslâm Dîni’nde kadın, âile ocağında temel eğitimi veren ilk öğretmen ve mükemmel bir eğitimcidir. Çocuğun terbiyesi, yetişmesi, her yönden gelişmesi, daha küçük yaşta iken güzel alışkanlıklar kazanması ve faydalı bilgilerle donatılması husûsunda annenin rolü çok büyüktür. Baba, evin nafakasının temini için ömrünün ekserîsini âilesinden dışarıda geçirmekte, çocuğu ile yeteri kadar meşgul olamamaktadır. Bu durumda, çocuğu asıl yetiştiren ve terbiye eden anne olmaktadır. Nitekim peygamberler, mürşid-i kâmiller, velîler, sultanlar ve daha nice büyük insanlar, hep mümtaz annelerin kucaklarında yetişmişlerdir.

Ahlâk kitaplarımızda; çarşıdan alınan değişik yeni bir şeyi, çocuklara bölüştürürken önce kızlardan başlanarak ikrâm edilmesi tavsiye edilmiş, kız çocukları daha hassas ve nâziktirler, diye düşünülmüştür.

Kız çocuklarının bakımı ve terbiyesi için her türlü fedâkârlıkta bulunan anne ve babaların, büyük fazîlet ve ecir sâhibi olacaklarını Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, şu hadîs-i şerîfleriyle beyân buyurmuşlardır:

“Kim, (iki veya üç) kız çocuğunu erginlik çağına erişinceye kadar besleyip büyütürse, kıyâmet gününde -iki parmağını birleştirerek- onunla şöylece beraber oluruz.” (4)

Bu da, yüce dînimizin kadına verdiği üstün değeri gösterir.

__________

Kaynaklar:
(1) Buhârî, Enbiyâ, 1.
(2) İbn-i Hâcer, el-İsâbe, c. IV, s. 275.
(3) İbn-i Hâcer, a.g.e., c. IV, s. 327.
(4) Müslim, c. IV, s. 2028.

http://sites.google.com/site/dindensapmalar/issizligin-ilaci

Gayem insanların inancını ferdi olarak eleştirmek değildir.
İslamı kendi platformuna çekerek bir paye çıkarılmasının yanlış olduğunu vurgulamaktır.

Yahudi ve hıristiyanların düşmanı olan şia var oldukça dostumdur,ancak islamla alakaları yoktur,hissi davranmada,ilmi bir çalışmayla ele aldığımızda kurandan ayrıldıkları bir vakiadır.

Ne yazık ki günümüz sünni insanındada bunu görmek mümkündür.
mesela:
Hz.Aliyi biz canımız gibi severiz ama ona tapmayız.Hatta peygamberede tapmayız.Lillah için sevmemiz farzdır.

Abdulkadir geylani ve nakşibendi hazretlerinide severiz ama tapmayız.öyle değilmi?.

Bir Şii sıkıştığı zaman yetiş ya Ali veye yetiş ya Hüseyin dediği zaman Allahı devreden çıkardığı için zahiren şirke girer.Ezanı bile değiştiriyorsa düşünmek lazım.nevha ile ağlamayı islam yasakladığı halde,kendini kırbaçlamanın manası yoktur.

Aynen onun gibi yetiş ya abdulkadir geylani dese aynı suçu işlemiş olur.
Yetiş ya ğavs denmesi,Allahı devre dışı bırakmaktır,Halbuki biz bunları severiz.

Halbuki bu zatı muhteremler vefat etmiştir,insanların bu dünyadaki hayatlarına tesir edemezler.Ama büyük müslüman kardeşlerimiz olduğu için onları severiz ve onlara dua ederiz.Peygamberin ümmeti ve himmeti olduğumuz içinde ona dua ederiz,selatu selam getiririz.

Allahın izni olmazsa Peygamberimiz ahirette şefaat bile edemez.Ancak Allahın izniyle şefaat eder.Bu dünyada ise tesiri yoktur,ancak bıraktığı ayet ve hadislerin bi iznillah imana gelmek hususunda tesiri vardır ki,oda kuranın mucizesidir.

Muhabbet ayrı şeydir,şirkten arınmak ayrı şeydir.Peygamberimiz vefatına yakın şöyle demiştir:(Allah Lanet etsin Yahudi ve Hıristiyanlar,Peygamber ve azizlerin kabrini tapar hale getirdile.Korkarım sizde,Yahudi ve Hıristiyanlar gibi kabrimi tapar hale getirirsiniz,sakın böyle yapmayın-Buhari tecrid)..

Hanifcilik Safsatası

        Hanifcilik ve Hanif Dostlar:Bu müşrik ve Kafirler,

Sapık İskender Evranusoğlunun,çocuklarıdır.

NUR TV de ekrana çıkan bu sapık,NUR TV kapatıldıktan sonra,piyasadan kayboldu.Almanyadan yayın yapan sabıkali firarinin,müritleri MPL TV de çıkmaktadır.

Kur’anda Hanif kelimesi geçmektedir.Hanif tek demektir,zaten İslam dinin inancıda tek Allaha inanmak değimli?.Yirmi basamaklı merdivenle Allaha yükselmeye çalışan,kendisini Resul=Peygamber ilan eden,şeyh-mürit ilişkisi altında insanları,Şirke çağırmaktadır.Bunlar Müşrik ve Kafirdirler.Evranusoğlu,kuran okumasını dahi bilmez.ama ABD tarafından satın alınmış,bir Haindir.

      Tek Allah,Tek Kuran diyerek kuran dışındaki islami kaynakları yoksayan bu hainler direkt kurana saldıramadığından,dolaylı yolardan saldırmaktadırlar.Kendileri hadis uyduruyorlar,sonrada bazı isimler adı altında hadislerin uyduruk olduğunu söylüyorlar.Bazı uydurdukları hadisleri araştırdım,hadis kitaplarında yoktur ve bazı hadisleride kendi yorumlarına göre açıklıyorlar.Halk içinde geçerli olan sapıklıkları islama mal etmeye çalışıyorlar.

(BAKARA suresi 135. ayet

 (Yahudiler ve hıristiyanlar müslümanlara: ) Yahudi ya da hıristiyan olun ki, doğru yolu bulasınız, dediler. De ki: Hayır! Biz, hanîf olan İbrahim’in dinine uyarız. O, müşriklerden değildi.

(EN’ÂM suresi 79. ayet)

 Ben hanîf olarak, yüzümü gökleri ve yeri yoktan yaratan Allah’a çevirdim ve ben müşriklerden değilim.

(YÛNUS suresi 105. ayet)

 ”Ve (bana) hanîf (Allah’ın birliğini tanıyıcı) olarak yüzünü dine çevir; sakın müşriklerden olma, diye (emredildi).”

(HAC suresi 31. ayet)

 Kendisine ortak koşmaksızın Allah’ın hanifleri (O’nun birliğini tanıyan müminler olun). Kim Allah’a ortak koşarsa sanki o, gökten düşüp parçalanmış da kendisini kuşlar kapmış, yahut rüzgâr onu uzak bir yere sürüklemiş (bir nesne) gibidir.

(RÛM suresi 30. ayet)

 (Resûlüm!) Sen yüzünü hanîf olarak dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmış ise ona çevir. Allah’ın yaratışında değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur; fakat insanların çoğu bilmezler.

(BEYYİNE suresi 5. ayet)

 Halbuki onlara ancak, dini yalnız O’na has kılarak ve hanifler olarak Allah’a kulluk etmeleri, namaz kılmaları ve zekât vermeleri emrolunmuştu. Sağlam din de budur.

  Nihayet Hain yakalandı.

A´dan Z´ye Hans Von Aiberg masalı

http://www.haber7.com/haber/20060615/Adan-Zye-Hans-Von-Aiberg-masali.php

Ali Murat Güven: “Sahte Profesör Hans Von Aiberg” İslâm alimlerini kınıyarak,hatta küfürle itham ederek,güya müslümanların gözünden düşürmeye ve İslâm alemi içinde Fitne-Fesatlık tohumlarını ekmeye çalışıyorlar.”Radyoman ve İskender Ali  Evranosoğlu” gibi sapıkları taklit etmektedirler..

“Sahte Profesör Hans Von Aiberg” 

Tam 25 yıldır Alman profesör ve din alimi diye ortalıkta gezen bir sahtekar ile adım adım onun izini takip edip maskesini düşüren bir hayalet avcısı…

 http://www.hansvonaiberg.org/ …..Ancak Ayberk 2001’den sonra internette oluşturduğu “Hanif İslâm” tarikatında müritlerini motive edebilmek amacıyla beni bir “nefret nesnesi” olarak alabildiğine kullandı….

http://63.231.71.139/forum_posts.asp?TID=104&PN=1&TPN=11

http://www.hanifdostlar.net/forum_posts.asp?PN=1&TID=170

http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=24542

http://www.karakutu.com/modules.php?name=News&file=article&sid=1692

Ya Bu Sahtekârlar Ne olacak?.

http://www.hanifislam.com/

       http://63.231.71.139/forum_posts.asp?TID=5304&PN=1


Hanif Dini,Diyecek olursak,Ezan okunmaması gereklidir.Namaza çağırınız diye ayet vardır,ancak ne şekilde çağırılacağına dair ayet yoktur.Bugünkü ezanın şekli Peygamberimizin emriyle oluşmuştur.Hadis kabul etmiyenlerin zihniyetide şudurki,Ezan okunmasın,susturulsun.Çünkü bu sapıklara göre hadisler uyduruktur,bidaattır.Oyulması şirktir. ”Hanif Dostlar” denilen sapıklara itibar edilmez.

http://sites.google.com/site/hanifcilikdindegildir/Home/hanifcilik

Eski Gönderiler »